Reklam

FIRAT AYDINUS GERÇEĞİ!

7 ay önce
1.338 kez görüntülendi

FIRAT AYDINUS GERÇEĞİ!

 

Hepinizin bildiği gibi yaklaşık 10 gündür kamuoyunu meşgul eden ‘Fırat Aydınus’ meselesi dün akşam itibariyle sonuca erdirildi ve PFDK, Süper Lig’in Cüneyt Çakır’la birlikte en deneyimli hakemi olan Aydınus’a 30 gün hak mahrumiyeti cezası verdi. Bugüne kadar bu konuyla alakalı herhangi bir metin yayımlamamamızın sebebi, PFDK’dan çıkacak kararı beklememizdi. Şimdi konuyu detaylıca ele alalım…

 

Öncelikle geçtiğimiz hafta TFF Hukuk Müşavirliği tarafından yapılan disiplin sevklerinde Fırat Aydınus ve yardımcısı Yusuf Bozdoğan’ın PFDK’ya sevk nedenleri MHK Talimatı’nın 38. maddesinde geçen “…sosyal yaşamı ve davranışları ile futbol camiasını küçük düşürecek tutum sergileyen…” kısmı olarak açıklandı. Peki şimdi ilgililere soruyorum; hakem soyunma odasında, kapalı kapılar ardında ve yalnızca 4 hakemin bulunduğu bir ortamda yaşanan bir olay nasıl olur da ‘futbol camiasını küçük düşürmek’ olarak nitelendirilir? Eğer sevkin sebebi soyunma odası değil de saha içerisinde yaşanan bir diyalog ise yine yalnızca iletişim cihazları vasıtasıyla 4 hakem ve VAR sisteminin başındaki iki hakem tarafından duyulan sözler, hangi niyetle buralara kadar çekilir? Gerçekten bu sorulara mantıklı cevaplar bulmak şu an içerisinde bulunduğumuz durumda fazlasıyla güç!

 

Gelelim olayın iç yüzüne… Maçtan günler sonra ortaya çıkan bu iddialar kamuoyuna yansıtılırken “Olayı gören maçın temsilcisi, TFF Başkanı’nı arayarak durumu bildirdi” dendi. Oysaki hakem camiasının kıyısından köşesinden geçmiş her insan çok iyi bilir ki müsabakalarda yaşanan her türlü olayda temsilcilerin aradığı ilk isim Temsilciler Kurulu Sekreteri Baki Şahin’dir. Temsilciden maçta yaşanan olayla ilgili bilgi alan Baki Şahin, olayın boyutuna göre gerek gördüğü takdirde Temsilciler Kurulu Başkanı Sayın Abdurrahman Arıcı’yı arar. Dolayısıyla olay anında bilgi verilen ilk ismin Türk futbolunun başındaki adam olan TFF Başkanı Sayın Hüsnü Güreli olduğu iddiaları kulağa pek inandırıcı gelmiyor. Her neyse; aynı zamanda TFFHGD Genel Başkanlığı görevini de yürüten Temsilciler Kurulu Başkanı Sayın Abdurrahman Arıcı, muhtemelen maçtan hemen sonra Baki Şahin vasıtasıyla olaydan haberdar oldu. Sayın Arıcı, futbol camiasını küçük düşürecek(!) bu olayı kendi içerisinde çözmektense dostları kanalıyla gazete ve televizyonlara servis edilmesine göz yummayı tercih etti. Zira kendisi işleyişi çok iyi bildiği için bu olayın basına yansımasıyla birlikte kucağındaki topun başkasına atılacağını ve kendini kurtaracağını çok iyi biliyordu. Hal böyleyken TFFHGD Genel Başkan Vekili Yunus Yıldırım’ın Fırat Aydınus’a yakınlığını da bilen Sayın Arıcı, hata yaptığını anladı ve tecrübeli hakemle ilgili medyada yer alan abartılı haberleri “aile içi olayı büyütüp daha farklı mecralara çekmeye çalışan ifadeler” olarak niteleyen bir Genel Merkez bildirisi yayımladı.

 

Yeri gelmişken Sayın Abdurrahman Arıcı’yla ilgili kulislerde dillendirilen iddialardan en çarpıcı olanına da değinmek istiyorum. Bilindiği gibi son birkaç hafta içerisinde TFFHGD Genel Başkanı ve Temsilciler Kurulu Başkanı Arıcı’yla ilgili medyada çok sayıda haber çıkmış, ortaya atılan iddialar hakem camiasında büyük rahatsızlığa yol açmıştı. Bu haberlerin revaçta olduğu bir dönemde ilginin bir anda Fırat Aydınus olayına kaymasıyla camia içerisinde bulunan birçok ismin aklına şu soru geldi: Acaba son dönemde hakkında çıkan iddialar nedeniyle tüm oklar kendisine çevrilen Abdurrahman Arıcı, gündem değiştirmek ve ilgiyi kendi üzerinden dağıtmak için mi böyle bir olayı basına yansıttı?

 

Fırat Aydınus, 2003 yılındaki Elazığspor – Konyaspor maçından bu yana 16 yıldır aralıksız olarak Süper Lig’de düdük çalan ve özellikle son yıllarda formuyla göz dolduran, dev maçların aranan ismi olan bir hakem. Fırat Aydınus’u tanıyan herkes onun mizacını ve bu tür şeylerin onun doğasında olduğunu çok iyi bilir. Aydınus’un bu tür ‘alışılmış ve kabullenilmiş’ tavırları sadece iki hafta önceki maça özgü bir durum değilken sanki ilk ve son defa olmuş gibi bir algı yaratılması, Fırat’ın hata yapmasını bekleyen birileri tarafından basına bu minvalde servis edilmesi düşündürücü bir durumdur.

 

Konuyla alakalı birkaç kelime de çiçeği burnunda MHK’ye söylemek istiyorum. Bu olayla ilgili size bilgi verildiği ilk anda her iki hakemi de çağırıp savunmalarını aldıktan sonra “Kol kırılır, yen içinde kalır” mantığıyla gerekli yaptırımı siz uygulayabilir ve vereceğiniz cezayla konuyu orada kapatabilirdiniz. Ancak siz hakemlerinize sahip çıkamayı Disiplin Kurulu’na sevk edilmelerine göz yumdunuz. Yerine geldiğiniz Yusuf Namoğlu’nun atamalar ve hakemlerin gelişimi anlamında kötü bir dönem yaşattığını düşünseniz dahi bu olay onun döneminde yaşansaydı sahip olduğu yöneticilik vasfı sayesinde bu krizi çok rahatlıkla yönetirdi, bunu da böyle bilesiniz.

 

   

Reklam
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık