Reklam

12 sezonda pişerek geldim…Atilla Karaoğlan

2 ay önce
32 kez görüntülendi

Süper Lig’de bu sezon yönettiği maçlarda dikkatleri üzerine çeken 33 yaşındaki hakem, eski bir futbolcu babanın oğlu ve futbol antrenörlüğü mezunu. Aldığı eğitimin, sahadaki hakemliğine büyük katkı sağladığını söylüyor. Hakem olabilmek için yardımcı hakemlik kariyerini bir çırpıda silerek sıfırdan başlamayı göze alacak kadar cesur bir kişiliğe sahip. Bugün ulaştığı noktayı, “12 sezonda tırnaklarımla kazıyarak geldim” sözleriyle tarif ediyor.

22 Haziran 1986 Sakarya Akyazı doğumlusunuz. Futboldan önce Akyazı’da nasıl bir çocukluk geçirdiniz? Bize biraz hayatınızın çocukluk kısmını anlatabilir misiniz?

Çocukluk yıllarım çok güzel bir mahallede, komşuluk ilişkilerinin samimi olduğu bahçeli bir evde, dedem ve babaannemin de olduğu geniş bir aile ortamında geçti. En büyük tutkumuz iyi bir mahalle takımı oluşturup diğer mahallelerle birlikte inşaat ustalarından istediğimiz kireçlerle özenle çizgilerini çizerek hazırladığımız futbol sahasında mahalle turnuvaları yapmaktı. Hemen hemen her çocuk gibi benim de mahalle arasında futbol oynamaktan başka bir tutkum yoktu.

Hatta o zamanlar aramızda kura çekip eşleşmeler yaptığımızı bile hatırlıyorum. Dedem çiftçilikle uğraşırdı. Okul haricindeki boş vakitlerimde dedemle birlikte tarlada çalışmaya gittiğim zamanlar oluyordu. Dedeme yardım ettiğim zaman bana verdiği harçlıkları biriktirip, ilk işim bakkaldan futbol topu almak olurdu. Küçüklüğümüzde mahalle bakkalımızda satılan plastik toplar vardı. Daha sonra kauçuk toplar çıktı. İlk kauçuk topumu babam aldığında gerçekten sevinçten havalara uçmuştum. Dün gibi hatırlıyorum.

Ailenizi tanıyabilir miyiz? Babanız, anneniz, varsa kardeşleriniz ne işle meşguller?

Babamın kendisine ait taşımacılık şirketi var. Annem ev hanımı. Dört kardeşiz. Ablam metalürji ve malzeme mühendisi. Uluslararası bir firmada müdürlük yapıyor. Kız kardeşim Zonguldak TÜİK’te memur. Erkek kardeşim ise babamın işlerini sürdürüyor.

Duyduğumuz kadarı ile babanız eski bir kaleci ve amatör kümede uzun yıllar top oynamış. Sporcu bir aileden geliyorsunuz. Babanızın kalecilik günlerini ve bu durumun size etkisini anlatır mısınız?

Evet, babam eski bir kaleci. Uzun bir dönem amatörde kalecilik yapmış. Ailemin ve babamın futbola ilgisi çok fazla. Eski albümlerde babamın fotoğraflarına baktığım zaman elinde yırtık eldiveni, ayağında yırtık ayakkabısı ile çamur sahada kalecilik yaptığını gördüğümde şu anda ne kadar şanslı olduğumuzu anlıyorum. Babamın kalecilik yapmış olması ve futbola ilgisinden dolayı beni futbola ve spora yönlendirmesi kaçınılmazdı. Babam kalecilik günlerini anlatırken kendilerinin ne kadar zor şartlarda spor yaptıklarını söyleyerek bugünkü şartlarda başarılı olmanın daha kolay olduğunu ve bu şartları değerlendirerek başarılı olabileceğimi bana aşılıyordu. Ayrıca futbolun kendisine iş hayatı ve sosyal hayatında kararlar alırken birçok durumda fayda sağladığını ve özgüven getirdiğini her zaman söylüyordu.

Spor konusunda ailemin desteğini her zaman arkamda hissettim ve hissetmeye devam ediyorum. Futbola mahallemizde kurulmuş olan Akyazı Gücü’nde başladım. Daha sonra yine ilçemizin büyük takımı olan AS Akyazıspor’da futbol hayatıma devam ettim. Orada 1 sezon oynadıktan sonra akademi sınavlarına girerek Kocaeli Üniversitesi’ni kazandım. O dönem AS Akyazıspor’daki hocam Nejat Ersin’e, “Hocam Kocaeli Üniversitesi’ni kazandım. Kocaali’den Sakarya’ya antrenmanlara gidip gelmem çok zor, Kocaali’de bir takım bulup orada futbola devam edeceğim ya da hakemlik kursu açılıyormuş, futbolu bırakıp hakemliğe başlayacağım” dedim. Kendisi bana “Atilla çok otoriter bir yapın var, fiziğin çok güzel. Futbol oynamaya da devam et ama hakemlik kursunu da mutlaka al” dedi.  Bu konuşma sonrası hakemliğe biraz daha yaklaşmıştım.

Ailenizde sizden ve babanızdan başka sporla ilgilenen birileri var mı?

Erkek kardeşim de Sakarya’da amatör olarak futbol oynuyor.

Üniversitedeki eğitimin karşılığını alıyorum

Kocaeli Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Futbol Antrenörlüğü Bölümü mezunu olduğunuzu biliyorum. İçinizdeki futbol aşkını, eğitimini alarak profesyonel bir düzeye taşıdığınızı görüyoruz. Hem eğitim hayatınızdan hem de birlikte yeşeren bu futbol aşkınızdan söz eder misiniz?

Üniversitede Spor Bilimleri Fakültesi’nde okuma fikri lisedeki beden eğitimi öğretmenimin sayesinde gelişti. Onun derslerdeki yaklaşımı, çalışma prensibi çok hoşuma gitmişti. Bu sebeple “İleride mutlaka beden eğitimi öğretmeni olmalıyım” diye kendime bir hedef koymuştum. Hakemliğe başladığım yıl olan 2004’te Kocaeli Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Antrenörlük Eğitimi bölümünü kazandım. Tutkuyla bağlı olduğum futbolun hem futbolcu hem de antrenör olarak ne gibi süreçlerden geçtiğinin, hem teorik hem de uygulama anlamında neler yapıldığının eğitimini alma fırsatım olmuştu. Spor tarihi, antrenman bilgisi, sporcu beslenmesi, sporcu sakatlıkları, spor psikolojisi gibi dersleri işleyerek sporun ve futbolun kılcal damarlarına kadar nüfuz etme fırsatım olmuştu. Bu eğitimi almış olmamdan dolayı kendimi gerçekten şanslı hissediyor, üniversitedeki eğitimimin karşılığını sahada maç yönetirken aldığımı düşünüyorum.

Futbolculuk ya da eğitimini aldığınız futbol antrenörlüğü değil de neden hakemliği seçtiniz? Hakemlik fikri sizde nasıl oluştu?

Futbol oynarken gerçekten futbolculukta yükselmenin ve profesyonel seviyelere çıkmanın ne kadar zor olduğunun farkındaydım. Hedeflerim vardı ancak hem eğitim hayatı hem de futbolculuğun bir arada yürütülmesi kolay bir iş değildi. Üniversiteyi kazandıktan sonra futbol oynayıp aynı zamanda eğitim hayatıma devam edebilirdim. Bu süreçte mahallemizde çocukluk arkadaşım, aynı zamanda hakemliğe beraber başladığım Özcan Kılıçkeser’in babası Ömer Kılıçkeser Hocamızın sayesinde hakemlik kursuna katılmaya karar verdim. Kendisi bana her karşılaştığımızda, “Futbol oynaman çok güzel. Futbol oynamaya devam et ancak futbolu bir gün bırakmak istersen, fiziğin, boyun hakemliğe uygun. Mutlaka hakemliğe başlamalısın” diyordu.

Ben de üniversiteye başladığım 2004 yılında kendisinin teşvikiyle aday hakemliğe başvurdum. Kurs mülakatına o zamanlar Sakarya ASKF Yönetim Kurulu üyesi olan babamla beraber gittim. O günü hiç unutmam. Babam o dönem İHK Başkanı, eski Süper Lig hakemi Selçuk Şahin Hocamıza, “Hocam eğer Atilla bu işi yapabilecekse müsabakalarda görev alsın; ancak beceremezse kimsenin hakkına girmenizi istemem. Ona hak etmediği hiçbir şeyi vermeyin. Çalışıp hak etsin. Tırnaklarıyla kazıyarak bir yerlere gelsin” dedi. Bu sözler benim her zaman hayat prensibim oldu. Ve hakemlik sürecim bu şekilde başladı.

Tüm paydaşlarla empati kurabiliyorum

Üniversitede aldığınız eğitimin hakemlik hayatınızda size nasıl katkılar sağladığından söz eder misiniz?

Antrenörlük bölümünü okumamın hakemliğime çok büyük katkısı olduğunu düşünüyorum. Çünkü bir antrenörün takımını nasıl hazırladığının, nasıl antrenman yaptırdığının ve nasıl bir emek vererek hazırlık süreci geçirdiğinin bilincindeyim. Gerçekten bir antrenörün işinin ne kadar zor olduğunun farkındayım. Bunu bizzat stajımı yaparken tecrübe etme fırsatım oldu. Bu nedenle antrenörlerimize saygım sonsuz. Bir futbolcunun müsabakaya çıkana kadar geçirdiği hazırlık sürecindeki antrenman yoğunluğunu, fizyolojik ve psikolojik hazırlığın, beslenme şekillerine kadar ne kadar zorlu bir süreç olduğunu üniversitede aldığım eğitimlerde öğrendim. Dolayısıyla futbolcunun sahaya çıkış sürecinde ne kadar emek verdiğinin bilincindeyim. Aldığım bu eğitimler sahada ve saha kenarında alın teri döken futbolun tüm paydaşlarıyla empati kurmama olanak sağlayarak bana hakemlik adına çok büyük katkılar sunuyor.

Hakemlik kariyerinizin resmi kayıtlara göre 2 Eylül 2007 yılında başladığını görüyorum. TFF 3. Lig’de TKİ Tavşanlı Linyitspor-Ispartaspor maçında ikinci yardımcı hakem olarak görev yapmışsınız. Karşılaşmayı Ispartaspor 81 dakika 3-0 yenik oynamasına rağmen bulduğu gollerle 4-3 kazanmış.  Kariyerinizin başlangıcı çok çetin bir maçla olmuş. O maçı hatırlıyor musunuz? İlk kez yeşil sahaya resmi olarak çıktınız ve böyle bir maç oynandı. O günü nasıl hatırlıyorsunuz?

Evet, bu maçı hiç unutamam. Şu anki İl Hakem Kurulu Başkanımız Özgür Aygün müsabakanın hakemiydi. Tribünler tıklım tıklım doluydu. Annem, babam, kardeşlerim yani tüm ailem o gün tribündeydi. İlk profesyonel maçımda beni yalnız bırakmadılar. Tabiî ben ailemin geldiğini maç sonunda öğrenmiştim ve bana olan desteklerini göstermek için maça geldiklerini görünce çok mutlu olmuştum. O kadar heyecanlı ve mutluydum ki, müsabakanın ilk 15 dakikasını hatırlamıyorum bile. Karşılaşma inanılmaz tempolu oynandı ve gerçekten 81. dakikaya kadar 3-0 geride olan Ispartaspor mucize bir geri dönüş yapmıştı. Kariyerimin ilk profesyonel maçında bu kadar çetin geçen bir mücadele olması, profesyonel liglerde maç yönetmenin ne kadar zor olacağının sinyalini bana vermişti. Aslında o günden sonra bu maçın hakemi Özgür Aygün Hocam bana sürekli yardımcı hakem olarak değil, hakem olarak ilerlemem konusunda tavsiyelerde bulunuyordu. Buradan kendisine teşekkür ediyorum.

Hedefim düdük çalmaktı

O günden sonra 6 sezon boyunca sizi yardımcı hakem olarak görüyoruz. Sonrasında dilekçe veriyorsunuz ve bölgesel amatör hakemliğe iniyorsunuz. 2013 yılından itibaren Bölgesel Amatör Lig ve çeşitli kategorilerde hakem olarak görev yapıyorsunuz. Yeşil sahalarda eşine benzerine çok sık rastlanan bir durum değil bir hakemin bu şekilde geri adım atması… Hatırladığım kadarıyla bu alandaki en önemli örnek Koray Gencerler. Bu hamleyi neden yaptınız?  Sebepleriniz nelerdi?

Evet, o günden itibaren tam 6 sezon 2 ve 3. Lig’de yardımcı hakem olarak görev aldım. Ancak bu süreç boyunca her zaman hedefim düdük çalmak ve sahanın merkezinde olmaktı. Fiziğimin de hakem olmaya daha yatkın olduğunu düşünüyordum. Dönemin talimatları gereği klasmana yardımcı hakem olarak yükselebiliyordunuz ve yardımcı hakemlikten hakemliğe geçmek için talimatlar çok sıkıydı. Hakemliğe geçmek için talimatları sürekli takip ediyordum. Bu süreçte ilimdeki hocalarım da çok destek olup beni motive ediyorlardı. Yardımcı hakemliğin, hakemlikten daha zor olduğunu düşünüyorum. Klasman yardımcı hakemi olarak Silivri’de düzenlenen kamplara gidiyordum. Bu kamplardan birinde farklı bölgelerden gelen hakemler arasında bir turnuva düzenlenecekti. Takımlar kuruldu, kuralar çekildi, sıra bu maçları yönetecek hakemlere geldi. O dönem MHK üyesi olan Galip Bitigen Hocam hakemlerin olduğu salonda, “Evet arkadaşlar bu maçları kimler yönetmek ister?” diye sordu.

Tüm MHK oradaydı ve ilk elini kaldıran ben oldum. Galip Bitigen Hocam, “Yardımcı hakem olarak tüm MHK üyelerinin önünde maç yönetme cesaretini göstermene gerçekten şaşırdım Atilla… Tamam o zaman, ilk maçı sen yönet” dedi. Gerçekten MHK’nın önünde; hele ki hakemlerin maçını yönetmek kolay bir iş değildi. O zamandan beri hakemlik istediğimi her platformda dile getiriyordum. Maçtan sonra Galip Bitigen Hocam beni tebrik edip yanaklarımdan öpmüştü; o günü hiç unutamam.

Yardımcı hakemlikten hakemliğe geçebilmemin tek şartı talimat gereği Bölgesel Amatör Lig’e inmekti. Hedeflerime ulaşabilmek için geriye doğru büyük bir adım atmam gerekiyordu. Ben de bu riski göze aldım ve 6. sezonumun sonunda dilekçemi yazdım. Dönemin MHK üyesi Zihni Aksoy Hocam mülakatta, “Neden hakemliğe dönmek istiyorsun Atilla? 6 sezon profesyonel liglerde görev almışsın, Süper Lig yardımcı hakemliğine kadar yükselebilirsin. Bu büyük bir risk biliyorsun değil mi?” demişti. Ben de “Bu riski alıyorum hocam. Siz yeter ki beni Bölgesel Amatör Lig’e indirin, ben burada başarılı olup üst liglerde görev alabileceğime inanıyorum” diye cevap vermiştim. Kendisi de sağ olsun beni Bölgesel Amatör Lig’e indirdi ve daha sonrasında 3. Lig’de müsabakamı gelip izledi.

Bölgesel Amatör Lig’e inmenin size fayda sağladığını görüyoruz. Bir sezon sonra 3. Lig’de hakem olarak görev yapıyorsunuz. İki sezon boyunca 3. Lig’de sürekli maç aldığınızı görüyoruz. O dönemleri ve geri adım attıktan sonra bu yükselişinizi nasıl anlatırsınız?

Bölgesel Amatör Lig’e indikten sonra 17 müsabakada hakemlik yaptım ve bu müsabakalar gerçekten ligin zorlu müsabakalarıydı. Bölgesel Amatör Lig, amatör ligler ve profesyonel ligler arasında bir köprü oluşturduğu için gerçekten çok zorlu ve sert geçen bir lig. Bir sezon bulunmama rağmen bana saha içi otoritesi konusunda çok şey kattı. Daha sonra MHK üyesi Saadettin Güler Hocam mülakatımı tamamladı ve 3. Lig’e terfi ettim. 3. Lig’de bir sezon görev yaptıktan sonra ikinci sezonumda Fahir Ersoy Hocam bana mentör olarak atandı. 3. Lig’de dolu dolu iki sezon geçirdim. Attığım bu geri adımla hayallerime daha çok yaklaşmıştım.

Kupa maçı dönüm noktası oldu

26 Ocak 2016 tarihi geliyor ve Süper Lig ekibi Konyaspor’un evinde Etimesgut Şekerspor ile oynayıp 2-1 kazandığı Ziraat Türkiye Kupası maçını yönetiyorsunuz. Bu maç ekranlardan canlı yayınlanıyor ve Atilla Karaoğlan adı ilk kez bu kadar geniş çevrelerce duyuluyor. O maçtan sonra da 2. Lig’de görev almaya başlıyorsunuz. O günleri nasıl hatırlarsınız?

Bu müsabaka benim o zamana kadar yönettiğim en önemli müsabakaydı. Henüz 2. Lig’de maç yönetmemişken bana Ziraat Türkiye Kupası’nda canlı yayınlanacak bir müsabakayı yönetme fırsatı verilmişti. Üstelik dönemin MHK Başkan Vekili Bünyamin Gezer Hocam müsabakaya gelerek beni izlemişti. Gerçekten çok soğuk bir Konya günüydü. İlk canlı yayınlanan müsabakam olması sebebiyle çok heyecanlıydım. Müsabakayı alnımın akıyla tamamladıktan sonra Merkez Hakem Kurulumuzdan olumlu geri dönüş aldım. Bu maç benim kariyerim için dönüm noktasıydı ve daha sonra 2. Lig’de görev almaya başlamıştım.

Sonraki iki sezon sizin için çok iyi geçiyor. Ziraat Türkiye Kupası, 2. Lig, 3. Lig derken çok sayıda maç alıyorsunuz. Performansınız sizi 19 Ağustos 2018 tarihinde Adana Demirspor-Yukatel Denizlispor arasında oynanan Spor Toto 1. Lig seviyesine taşıyor. O maçta hakemlik yapıyorsunuz. Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

O dönemde ulusal hakem kadrosu vardı. Daha sonraki dönemde hakemler klasman sistemi C-B-A ve Süper Lig Hakemliği’ne ayrılmıştı ve o ayrımda kendime B klasman hakem listesinde yer buldum. Artık 2. Lig hakemiydim. B klasman hakemi olarak ilk sezonumda 16 müsabakada görev aldım. Bu sezon benim için bu lige alışma sezonu olarak geçmişti diyebilirim. İkinci sezonumda ise 23 müsabaka yöneterek B klasman hakem kadrosunda en fazla müsabakada görev alan hakem olarak sezonu tamamladım. Bu başarım beni A klasman hakemliğine taşıdı. 1. Lig’de yönettiğim ilk müsabakamı hiçbir zaman unutamam. Artık müsabakalarım canlı yayınlanmaya başlamıştı. Adana’da çok sıcak bir yaz akşamıydı, TFF 1. Lig’e güzel bir başlangıç yapmıştım. Bu müsabakadan sonra lige iyi adapte oldum ve zorluk derecesi yüksek maçlarda görev almaya başladım. Burada önemli bir ayrıntı ise o sezonun başlarında yönetmiş olduğum Osmanlıspor – Afjet Afyonspor müsabakasını UEFA eğitimcisi Jorn West Larsen’in izlemeye gelmesiydi. Müsabakada iki tane çok kritik penaltı kararım vardı. Maç sonu yapmış olduğumuz görüntülü analizde sahada çok olumlu şeyler gördüğünü bana söyledi. Daha sonra ilk sezonumda hem şampiyonluk hem düşme potasını ilgilendiren kritik maçlara çıktım.

“Her şeyden önemlisi cesur olman!”

26 Ağustos 2019 tarihi gelip çatıyor ve kariyerinizde çok büyük bir adım atıyorsunuz. Gaziantep FK – Gençlerbirliği maçını yönetiyorsunuz. Maçı Gaziantep 4-1 kazanıyor. İki kırmızı kart, bir penaltı var maçta… Bir hakem için çok işin olduğu bir müsabaka… O günü nasıl anlatırsınız?

TFF 1. Lig’de çok iyi bir sezon geçirerek, ilk sezonum olmasına rağmen A Klasman Hakemleri arasında en fazla müsabakaya çıkan hakem olarak bir sonraki sezonda Üst Klasman Hakem kadrosunda kendime yer buldum. Cemil Usta Sezonu’nun 2. haftasında hedeflediğim ve hayal ettiğim lig olan Süper Lig’de ilk maçımı almıştım. Buradan bana Süper Lig’de maç yönetme şansı veren Merkez Hakem Kurulu Başkanımız Sayın Zekeriya Alp ve tüm kurul üyesi hocalarıma sonsuz teşekkür ederim. Bu müsabakada birçok kritik karar vermek zorunda kaldım. Aslında bu kritik pozisyonların olması bazen hakem için şanstır. Ben de bu şansı iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Aynı zamanda VAR ile birlikte yönettiğim ilk müsabakaydı. Müsabakada iki kırmızı kart çıkarmış, bir penaltı vermiştim. Kararların doğruluğu, yanlışlığı bir yana, gözlemcim Orhan Erdemir Hocamın söylediği cümleyi hiç unutmuyorum. “Benim için her şeyden önemlisi cesur olman” demişti. Aynı zamanda, gerçekten ilk maçımda çok heyecanlı olduğumu itiraf etmeliyim.

O tarihten sonra sizi artık Süper Lig’de daha sık görür olduk. Türkiye’deki liglerde pişmiş bir hakem olarak Süper Lig’in farkları neler?

Evet, ilk maçımdan sonra Süper Lig’de hem video yardımcı hakem olarak hem de sahada daha sık görev almaya başladım. Yönettiğim maçlardan sonra geri dönüşler çok olumluydu. Aynı zamanda Süper Lig’de görev alırken TFF 1. Lig’de yönettiğim Altay-Karagümrük müsabakasını MHK Danışmanı ve eğitimcimiz Jaap Uilenberg izlemeye geldi ve kendisiyle analiz yapma fırsatım oldu. Kendisi de benimle ilgili görüşlerinin olumlu olduğunu söyledi. O günden sonra Süper Lig’de daha da sık görev almaya başladım. Yani hem Larsen hem de Uilenberg’in izlediği bir hakem olarak emin adımlarla yoluma devam ediyordum. Bölgesel Amatör Lig dâhil 1, 2 ve 3. Lig’de 12 sezon görev alarak pişe pişe yoğurularak, birçok hakem hocama yardımcı hakemlik, dördüncü hakemlik yaparak, tırnaklarımla kazıyarak buralara geldim. Şunu söylemeliyim ki Süper Lig’de müsabakalar çok tempolu oynanıyor ve gerçekten kaliteli bir ligimiz var. Umarım ileride Avrupa’nın sayılı ligleri arasında yerimizi daha da sağlamlaştırırız.

Maç izlemek ve analiz çok önemli

Kariyer basamaklarını lig lig, adım adım çıkmış ve daha önünde kocaman bir yol olan bir hakem olarak, bugün geriye dönüp baktığınızda hakemlikte ne gibi yanlışlarda bulundunuz ve düzeltmek için neler yaptınız?

Yardımcı hakemlik yaptığım yıllarda fiziksel olarak hakem kadar efor sarf etmediğimden fizik olarak orta hakeme göre yetersizdim. Hakemken fizik olarak daha hazır olmanız gerekiyor çünkü saha içinde sürekli koşu halindesiniz… Etkili sprintler atmalısınız, yüksek nabızda karar vermek zorundasınız, çabuk olmalısınız. Geriye baktığımda hakemlik açısından biraz daha erken fiziksel antrenmanlarımı yoğunlaştırmam gerektiğini düşünüyorum. Fakat çok fazla çalışarak aradaki bu açığı fazlasıyla kapattığım kanaatindeyim. Aynı zamanda önceden daha az maç izleyip, daha az analiz yapıyordum.

Daha sonra şunu anladım ki ne kadar çok maç izleyip analiz yaparsanız, o kadar başarılı bir hakem oluyorsunuz. Bundan önceki senelerde alt liglerde müsabaka yönetirken gerçekten müsabaka izleme, hakem analizi yapmayı geri planda bırakıyordum. İlerleyen zamanda bu analizlere çok daha fazla önem vermek gerektiğini anladım. Ayrıca sadece hakem analizi değil, oyuncu ve takım analizi yapmak da çok önemli. Buradan alt liglerdeki hakemlere naçizane tavsiyem, bol bol müsabaka izleyip, analiz çalışmaları yapmaları ve mutlaka ekstra antrenmanlarla kendilerini her zaman hazır tutmaları. Çünkü ne zaman, nerede izlenip keşfedileceğinizi bilemezsiniz.

VAR, 36 kameralı muhteşem bir organizasyonla 2018 Dünya Kupası’nda dünyaya tanıtıldı ancak bugün neredeyse uygulanan her ülkede çok tartışılıyor. Siz de VAR sisteminde görev alıyorsunuz. Bu sistem hakkındaki görüşleriniz nedir? Bütün dünya geneline baktığınız zaman siz ne görüyorsunuz?

VAR uygulanan müsabakalarda bu sezon ilk defa görev almaya başladım. Bir önceki sezonda TFF 1. Lig kadrosundayken yaklaşık 40 günlük bir süreçte Antalya’da video yardımcı hakemliği sertifikası için yoğun bir çalışmaya tâbi tutulduk. VAR Koordinatörümüz Barış Şimşek bize en ince ayrıntısına kadar hem teorik hem uygulamalı olarak video yardımcı hakemlikle ilgili tüm detayları anlattı. Barış Şimşek Hocam bence dünyanın sayılı VAR eğitimcilerinden birisidir. Bu konuda gerçekten bizi çok iyi yetiştirdi. Biz de aldığımız eğitimlerle Türkiye’de VAR sisteminin başarısı için var gücümüzle çalışıyoruz. Kendi açımdan konuşmam gerekirse futbol için çok önemli ve güzel bir sistem olduğunu düşünüyorum.

Açık, bariz ve skandal hataları önleyen bir sistem. Tabiî bu konunun detayları toplumda çok fazla bilinmediği için VAR’ın karıştığı ve karışmadığı pozisyonlar hakkında tartışmalar dünyanın birçok liginde oluyor. Ülkemizde de tartışılması normal ancak şu anda gayet güzel uygulandığını ve sistemin neredeyse tamamen oturduğunu düşünüyorum. Dünya geneline baktığımda Türkiye’nin gerçekten bu sistemi en iyi uygulayan ülkelerden biri olduğunu söyleyebilirim. Aynı zamanda burada açıkça söylemek gerekir ki, federasyonumuz büyük yatırımlar yaparak Avrupa’nın en iyi VAR merkezini oluşturdu. UEFA eğitimleri bile ülkemize veriliyor. Bu konuda bir hakem olarak kendimi çok şanslı hissediyorum. İnşallah bu sistemin ülkemizde başarılı bir şekilde uygulanmaya devam edeceğine inanıyorum.

Bütün liglerde röportaj yaptığımız bugüne kadar 264 maçta görev almış çok genç bir hakemsiniz. Önünüzde çok uzun bir yol var. Kendinize nasıl bir kariyer planı yaptınız ve en büyük hayaliniz nedir?

Hemen hemen tüm liglerde ikişer, üçer yıl kalarak Bölgesel Amatör Lig dâhil görev yapan ve hâlâ daha ilimde amatör müsabakalara çıkan bir hakemim. Henüz 33 yaşındayım. Gerçekten önümde uzun ve hedeflerle dolu bir yol var. Bu yoldaki kariyer planlamam hakemliğe başladığım ilk günden itibaren Süper Lig’de zorluk derecesi yüksek müsabakaları başarılı bir şekilde yönetmek ve burada göstereceğim başarılarla değerli hocalarımın açtığı yolda, uluslararası arenada göğsümde FIFA kokartı taşıyarak ülkemi, federasyonumu ve Türk hakemliğini temsil edebilmektir. Bunun için var gücümle çalışıyorum.

İyi hakem gelişime açık olmalı

İyi bir hakem için olmazsa olmazlar nelerdir?

İyi bir hakem olabilmek için gelişime açık olmak gerektiğini düşünüyorum. Klişe, “Her şeyi ben bilirim, her verdiğim karar doğrudur…” yapısından uzaklaşıp, hataları kabul edip, bu hatalardan ders çıkarabilmek ve kendini geliştirebilmek gerekiyor. Yani hakemliğin olmazsa olmazı gelişime açık olmaktır. Ayrıca çabuk karar verebilmek ve bu kararlarda başarı oranını yukarıda tutmak, bunun için de çok maç izleyip analiz yapmak yine hakemliğin olmazsa olmazıdır. Hakemlik sadece sahada maç yönetmekten ibaret değildir. Saha dışında hem mental hem de fiziksel olarak çok çalışkan olup kendinizi sürekli geliştirmek zorundasınız. Ayrıca bir hakemin sahip olması gereken tüm bu özelliklerinin üzerinde, sağduyu en önemlisidir. Her zaman her müsabakada adalet ve doğruluk önce gelmelidir. Sağduyu adaleti ve anlayışı sağlar. Aynı zamanda sağduyu kuralların ruhunu ve amacını doğru anlayan hakeme çok yardımcı olur. Yani sağduyu iyi bir hakemde olmazsa olmaz özelliklerden biridir. Bence iyi bir hakemde olması gereken başlıca özellikler bunlardır.

Maç tebliğini aldığınız andan itibaren son düdüğü çalıp evinizin kapısından içeri girinceye kadar geçen süreçte neler yaparsınız?

Öncelikle müsabakaların verildiği gün tüm hakemler olarak gözümüz telefonda olur. Her hakem gibi biz de görev verilmesini bekleriz. Maç tebligatı mesajı geldikten sonra ilk olarak yardımcı hakemleri telefonla arayarak kendilerine görevi tebliğ ederim, hayırlı olmasını dilerim. Daha sonra ekibimle birlikte yolculuk planını yapmaya başlarız. Yolculuk ve otel planımızı yaptıktan sonra, hakem ekibi olarak iş bölümü yapıp, takımların analizine geçeriz. Birinci yardımcı hakemim ev sahibi takımı, ikinci yardımcı hakemim deplasman takımı ve dördüncü hakemim ise son haftalarda oyun kurallarıyla alâkalı yaşanmış kritik pozisyonlarla ilgili çalışmalar yapar.

Ben de takımların son üç müsabakalarını federasyonumuzun bize tahsis etmiş olduğu program üzerinden 90 dakika izleyip notlar alırım. Müsabaka tebligatını aldıktan sonra otel ve yolculuk planlamasını yaparım. Müsabakaya kadar olan üç günüm oyuncu ve takım analizleri ile geçer. Ardından yolculuğumuzu tamamlayıp müsabakayı yöneteceğimiz şehre gideriz. Müsabakadan bir gün önce otelde oluruz ve müsabaka sabahı otelde ekibimle birlikte müsabaka hakkında bir toplantı yaparım. Müsabakanın olası senaryolarını değerlendiririm, bununla ilgili gerekli memorandumu yapıp, müsabakaya tam konsantre bir şekilde çıkarım. Müsabakayı sonlandırdıktan sonra gözlemci ile kısa bir analiz yaparız. Daha sonra telefonda mentörümle konuşup, bizden istenen kişisel analiz formunu yolculuk esnasında doldururum. Müsabakayı tekrar izlemeden, “Müsabakada neler yaptım, neler yapmamalıydım” gibi bir taslak hazırlarım. Bu taslağı mentörüme ve hakem gelişim danışmanı Burçin Keskin Hocama gönderirim. Daha sonra müsabakanın tamamını tekrar izleyip mentörümle analiz yaparak, gereken formları doldurup bir sonraki müsabaka için nelere dikkat etmem gerektiğini yine mentörümle konuşurum.

Maça çıkarken bir uğurunuz var mı?

Müsabakaya çıkmadan önce annemi, babamı, eşimi ve çocuklarımı mutlaka ararım. Onların sesini duyup o şekilde müsabakaya çıkmak benim uğurum diyebilirim.

Medyayı takip etmiyorum

Size yöneltilen eleştiriler karşısında nasıl bir tavır sergiliyorsunuz? Medyayı ve sosyal medyayı takip ediyor musunuz ve kendinizi korumayı öğrendiniz mi?

Sosyal medyayı ve spor programlarını takip etmiyorum. Eleştiriler mutlaka olacaktır, saygıyla karşılamak gerekiyor. Yaptığımız işin doğasında bu var. Bunları takip etmiyorum. Her ne kadar takip etmesem de göz önünde olan bazı durumlar oluyor. Örneğin gazeteler gibi. İster istemez gördüklerimden de yapıcı ve kendimi geliştirecek eleştiriler olursa ders çıkartmaya çalışıyorum.

Kariyerinizde üst düzeydeki dönüm maçı hangisidir?

Bu sene yönettiğim Kayserispor-Kasımpaşa müsabakası diyebilirim. O müsabakadan sonra mentörlük uygulamasına dâhil edildim. Ayrıca Jaap Uilenberg’in izlediği Altay-Karagümrük maçını da söyleyebilirim.

Cüneyt Çakır’ın dev finalleri yönetmesinin ardından artık çok iyi biliyoruz ki bir Türk hakemi her maçta görev yapabilir. Bu durumun sizin üzerindeki etkisi nedir?

Cüneyt Çakır Hocam, Türk hakemliğini çok ileri noktalara taşıdı. Yıllardır birçok üst düzey müsabakayı yönetti ve hâlâ yönetmeye devam ediyor. Türk hakemlerinin her türlü müsabakada görev alabileceğini bizlere gösterdi. Onun yakaladığı başarı gerçekten takdire şayan. Üst düzey bir şekilde hem Türk hakemliğini hem de ülkemizi temsil ediyor. Cüneyt Hocamın müsabakalarda ve derslerde bize olan yaklaşımı ve katkısı çok büyük. Görev aldığı uluslararası müsabakalarda gerçekten Türk hakemlerinin diğer ülke hakemlerinden daha yetenekli olduğunu ve her müsabakada görev alabileceğini tüm dünyaya gösterdi. Biz de onun gösterdiği bu yolda, onun yakaladığı başarıyı yakalamak ve bayrağı daha ileriye taşıyabilmek için gerçekten çok çalışmalıyız. İnşallah ben ya da diğer genç arkadaşlarım Cüneyt Hocamızın ve diğer hocalarımızın izinden gidebilir, en azından onların yakaladığı başarıyı yakalayabiliriz. Cüneyt Çakır Hocam seminerlerde ve diğer eğitimlerde bana çok destek oluyor. Aynı şeklide Fırat Aydınus Hocam, Mete Kalkavan Hocam ve diğer tüm tecrübeli hocalarım da bana çok destek oluyor. Hepsi çok mütevazı insanlar. Bana verdikleri bu destek gelişimime çok katkı sağlıyor.

Yabancı dil ya da diller hakemlik için çok büyük önem arz ediyor. Siz ne durumdasınız?

Yabancı dil konusunda yaklaşık iki senedir özel ders almaktayım. İngilizcem şu anda iyi durumda ancak yine de gelişimime katkı sağlaması açısından geçtiğimiz Mayıs ayında İngiltere, Liverpool’da 45 günlük İngilizce dil eğitimi programına gidecektim fakat COVID-19 salgını sebebiyle ileri bir tarihe ertelemek zorunda kaldım. Yabancı dil konusunda kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Stilim tatlı-sert

Her hakemin kendine göre bir futbol tarzı vardır. Kimi hakem sahada çok otoriter, kimisi güleç, kimisi serttir. Sizin nasıl bir tarzınız var?

Saha içerisinde futbolcularla çok iyi iletişim kuruyorum. Onlara karşı yaklaşımım gayet iyi ancak dışarıdan bazen sporculara kaşlarımı çatarak sert baktığım, saha içinde pek gülümsemediğim şeklinde hakem hocalarımdan yorumlar alıyorum. Müsabakalarımı tekrar izledikten sonra sporcuyla normal bir diyalog kurarken dahi bakışlarımın sert olduğunun farkına vardım. Evet, dışarıdan izleyenlere belki sert, otoriter bir hakem yapısı veriyorum, böyle bir izlenim bırakıyorum ancak sporcularla saha içerisinde iyi diyalog kurduğumu düşünüyorum. Yani genel anlamda tatlı sert bir yapım ve stilim var diyebilirim. Aynı zamanda topun oyunda kalma süresine katkı sağlayan, basit müdahalelere düdük çalmayan bir yapım var. Yönettiğim maçların ikili mücadelelerin yüksek olduğu, az kesintiye uğrayan, seyir zevki yüksek müsabakalar olmasını istiyorum. Oyun kuralları çerçevesinde futbolu daha çok oynatmaya çalışan bir yapım var.

Futbol dünyasında kendinize kimleri, hangi yönleriyle örnek aldınız?

Futbol izleyicisi olduğum yıllarda Ali Aydın Hocamın sahadaki duruşu, fiziği ve stili gerçekten beni bir futbol izleyicisi olarak etkilerdi. Aynı zamanda Serdar Tatlı Hocamızın sahadaki sert duruşu bende iz bırakmıştır. Daha sonra tabiî ki Cüneyt Hocamın sahadaki soğukkanlılığı, iletişimi bizim için çok güzel bir örnektir. Fırat Hocamın sahadaki iletişimi, beden dili, duruşu ve kararlılığı da bende gerçekten büyük bir etki bırakmıştır.

Üç kız babasısınız. Nasıl bir his? Çocuklarınızın profesyonel spor yapmasını teşvik ediyor musunuz?

7, 5 ve 2 yaşlarında üç kız babasıyım ve kendimi çok şanslı hissediyorum. Hepsi benim en büyük taraftarım. Ben sahadayken onlar televizyon başında beni inanılmaz derecede destekliyor. Annelerinin çektiği videoları sonradan izlediğimde gerçekten çok mutlu oluyorum. Yaptığım işin değerini anlıyorum ve beni işimi yapmama daha çok teşvik ediyor. Üç kızımın da profesyonel olarak spor yapmaları ve spora ilgi göstermeleri için her türlü desteği oluyorum ve olmaya da devam edeceğim.

Bizim unuttuğumuz, sizin eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?

Hakemliğe başladığım günden bu zamana kadar bende emeği olan tüm hocalarıma, Merkez Hakem Kurulu üyelerime, bana destek veren, metörlüğümü yapan hocalarıma, arkasında hep desteğini hissettiren babama ve aileme, bana Süper Lig’de maç yönetme şansı veren MHK Başkanımız Sayın Zekeriya Alp ve tüm kurul üyelerine sonsuz teşekkür ediyorum. Aynı zamanda COVID-19 salgınında, başta ülkemizde ve tüm dünyada bu zorlu süreçte görev yapan bütün sağlık çalışanlarına teşekkür ediyorum.

Röportaj: TamSaha / Rasim Artagan

Reklam
Bu Konuyu Sosyal Medyada Paylaş

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz


Yukarı Çık